Çocuklarda alt ıslatma konusu annelerin en çok merak ettiği konuların başında geliyor. Konuyla ilgili merak edilenleri Uzman Psikolog Çağla Tuğba Dortluoğlu’na sorduk…

Alt ıslatma ne zaman bir sorun olarak anlaşılmalıdır?
 
Normal gelişimleri sırasında çocuklar, genellikle 2-3 yaşları arasında mesane kontrolünü kazanmaya başlarlar. Gece kontrolü ise genellikle üçüncü ya da dördüncü yıllar arasında tamamlanmaktadır. Enürezis Nokturna (EN) 5 yaşından büyük çocukların, uyku sırasında, tekrarlayıcı nitelikte, istemsiz idrar kaçırması, bu davranışın üç ay süre ile en az haftada iki kez ortaya çıkması, okul ya da sosyal yaşantı ile ilgili bir sıkıntı nedeni olması ve durumun tıbbi bir hastalığa bağlı olmaması olarak tanımlanır. Nokturnal enürezis daha çok erkek çocuklarda, diurnal enürezis ise kız çocuklarda sık görülmektedir. Gün içinde giysilerini ıslatanların yaklaşık 1/3’ü sıkışma yaşarlar.
 
Bu çocuklar, tuvalete koşarken veya pantolonunu indirirken idrarlarını kaçırırlar. Genellikle kızlarda olup aşırı mesane spazmı öyküsü veya oyuna dalma söz konusudur. Sorunun başlangıç biçimi ve seyrine göre primer (birincil) ve sekonder (ikincil) olarak iki gruba ayrılır. En az bir yıllık idrar tutma periyodunun olmadığı durumlarda enürezis primer olarak adlandırılır. Primer enürezis için, en az 3 veya 6 aylık kuruluk periyodunun olmadığı durumları koşul kabul edenler de vardır. Tüm enüretiklerin %80-90’ınını oluşturan bu grupta daha çok genetik yatkınlık, biyolojik ve gelişimsel etmenler sorumlu tutulmuştur. Sekonder enürezis ise en az 1 yıl süren kuru bir periyoddan sonra tekrarlamanın olmasıdır. İkincil EN en sık 5-8 yaşlar arasında görülür ve bu grupta daha çok psikolojik etmenlerin sorunu başlattığı ileri sürülmektedir.
 
Genelde hangi yaşlarda ortaya çıkar ve fiziksel mi yoksa psikolojik bir durum olarak mı değerlendirmek gerekir?
 
5 yaşından önce de başlayabilir 5 yaşından sonra da görülebilir. Pek çok etken ile birlikte değerlendirmekte fayda var. Gelişimsel sorunlar, hormonal sorun, tuvalet eğitiminde yapılan yanlışlar ve çocuğu zorlayıcı yaşam olayları alt ıslatmada etkilidir.
 
Aile düzenindeki önemli değişiklikler ve kayıplar gibi zorlu yaşam olayları, özellikle sekonder EN’da nedensel açıdan önem taşırlar. Ailede ölümler, ayrılıklar, boşanma, geçimsizlikler, hastalıklar ya da okulda başarısızlıklar gibi yaşam olaylarının yaratacağı anksiyete enürezis ile ifade edilebilir. Kardeş doğumu ile başlayan ikincil enürezis bir regresyon belirtisi olabilmekte, bazen enürezis kardeşe duyulan saldırgan duyguların ifadesi olabilmektedir.
 
Eşlik eden psikiyatrik sorunlar
 
Birçok enüretik çocukta psikiyatrik bozukluk olmamakla birlikte, bu çocuklarda psikiyatrik bozukluğun olasılığının diğer çocuklardan daha fazla olduğu belirtilmektedir.
 
EN tanısı alan çocukların benlik saygılarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğunu, sorun düzelince benlik saygısının normale döndüğünü gösteren çok sayıda çalışma vardır.
 
Ailede yaşanan bazı sorunlar, çocuğun alt ıslatmasına neden olabilir mi?
 
Aile içindeki tartışmalar, çocuğa karşı istismar, şiddet, ailenin çocuğun yapmış olduğu yanlışları cezalandırma yöntemleri, taşınma, kardeşin dünyaya gelişi, okul başarısızlığına karşı ailenin olumsuz tutum sergilemesi gibi pek çok etken alt ıslatmaya neden olabilir.
 
Çocuktaki başka psikolojik sorunlar alt ıslatmaya neden olabilir mi?
 
Çocukta özgüvenin düşük olması, benlik saygısının düşük olması zemininde gelişen psikiyatrik sorunlar, psikososyal etkenler alt ıslatmaya neden olabilir. Çocuklarda alt ıslatma, birçok hastalığın habercisi olabiliyor. Diyabet ya da tiroid bozukluğu gibi bedensel hastalıklar, dikkat eksikliği, depresyon gibi ruhsal hastalıklar çocukların geceleri altlarını ıslatmalarında başlıca sebepler arasında…
 
Ailenin böyle bir durumda çocuğuna karşı nasıl bir tutum izlemesi, nasıl davranması gerekir?
 
Ailenin böyle bir durumda çocuğu suçlamaması, cezalandırmaması gerekmektedir. Abartılı tepkiler çocuğun kendini suçlu hissetmesine neden olacağı için tedaviyi de olumsuz yönde etkileyecektir. Ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir.
 
Ne zaman bir uzmandan yardım almak gerekir?
 
5 – 6 yaşından sonra çocukların yataklarını ıslatmaları normal değildir. Bu nedenle oluşabilecek sosyal ve psikolojik bozukluklar sebebiyle tedavisi zorunlu bir sorundur. 5 yaşından büyük çocukların, uyku sırasında, tekrarlayıcı nitelikte, istemsiz idrar kaçırması, bu davranışın üç ay süre ile en az haftada iki kez ortaya çıkması, okul ya da sosyal yaşantı ile ilgili bir sıkıntı nedeni olması ve durumun tıbbi bir hastalığa bağlı olmaması söz konusu ise bir uzmandan destek almak gerekmektedir.
 
Tedavi nasıl yapılır?
 
Enurezis nokturna tanısını koyup, daha ciddi işeme bozukluklarından ayırdetmek için, konunun uzmanı bir ürolog tarafından değerlendirilmelidir. Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce söz edilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Beş-altı yaşından önce tedaviye başlamak nadiren gereklidir. Bu yaşlardan küçük enüretik çocuğu olan ebeveynlere problemlerine çözüm bulmak için danışmanlık yapılır. Fakat 6 yaşından büyük olanlar daha aktif yardıma ihtiyaç duyarlar.
 
Tedavi yönteminin seçimi nedensel etkenlere, çocuğun yaşına, sorunun sıklığına, sonuçlarına ve tedavinin aciliyetine göre yapılır. EN tedavisinde çeşitli tekniklerden birkaçının birlikte kullanılması önerilir. Bu teknikler şunlardır: “Kayıt tutma ve ödüllendirme”, “Sıvı kısıtlanması ve gece uyandırma”, “Mesane eğitim egzersizleri”,“İlaç tedavisi” vb… 
 
Ayrıntılı bir hastalık öyküsü alınıp sorgulama yapılması
 
İşeme-dışkılama çizelgesi tutulması
 
Genişletilmiş fiziksel muayene
 
Üroloji doktorunun muayenesi sonrası fizyolojik etkenler söz konusu değil psikolojik etkenlerin varlığı düşünülmekte ise; bir çocuk psikiyatrisi uzmanından destek almakta fayda var.  Bu noktada eğer hormonal bir durumdan şüphe ediliyorsa ilaç tedavisi, hormonal durum dışında çocuğun hayatındaki zorlayıcı etkenlerin varlığı düşünülüyorsa çizelgeler yardımı ve oyun terapisi ile problemin çözümü sağlanabilir.
 
Bu süreci yaşayan pek çok çocuk utanmakta ve olumsuz etkilenmektedir. Sizlerin vesilesi ile ailelerden ricam; çocukları suçlayıcı konuşmaktan kaçınmaları. Bunun geçici bir süreç olduğu ve birlikte üstesinden gelebilecekleri üzerine çocuğu destekleyici bir konuşma yaparak rahatlaması sağlanabilir.

 

Kaynak: http://www.anneysen.com/3-6-yas/saglik/alt-islatma-ve-merak-edilenler-628.aspx

Aileden ilk ayrılış olan kreş dönemi, çocukların gelecekteki hayatlarının şekillendirilmesinde de büyük önem taşıyor. Ailelerin kreş dönemi ile ilgili merak ettikleri tüm soruları Uzman Psikolog Çağla Tuğba Dortluoğlu cevapladı.
 
İdeal kreşe başlatma yaşı nedir? 1,5 -2 yaşında da çocuklar kreşe verilebilir mi? Bu durum çocuk üzerinde olumsuz bir etki yaratır mı?

 
Çocuk eğer fiziksel ve ruhsal olarak hazır ise 2 yaştan itibaren kreşe başlanabilir. Ancak birden bire uzun süreli olarak değil oyun grubuyla eğitime başlayıp kademeli olarak süreyi artırmak çocuğun alışma sürecini kolaylaştırır. Alışma süreci ne kadar sağlıklı olursa ilkokula başladığında aile ve çocuk o kadar rahat edebilir. Bazen anneler; bakıcı bulamadığı için ya da şartlar bunu gerektirdiği için çocuğu daha erken okula başlatabiliyor. Bu pek çok çocukta travmatik etki yaratabiliyor. Ancak bazı okullarda 18 aylık çocuklar için anneli gruplar (oyun grupları) olabiliyor. Bu da çocuğun sosyalleşmesi için faydalı olabilecek bir alternatif. Tabii ki bu seçenek çalışan anneler için uygun olmayacaktır.
 
Çocuğun kreşe hazır olduğunun işaretleri nelerdir? Her çocuk için başlama yaşı aynı mıdır?

 
Çocuklar apartmanlarda büyüdükleri için sosyalleşme ihtiyacı duyuyorlar. Anneler, bakıcılar ya da babaanne-anneanne çocuğu parka götürdüğünde tepkilerini gözlemleyebilir. Çocuğun davranışlarını gözlemleyerek hazır olduğu anlaşılabilir. Bu noktada emin olunamıyorsa da biz uzman görüşüne başvurulabilir. Anneden ayrılmaya tamamen hazır oldukları yaş 3tür. Ancak sosyalleşebilmeleri, paylaşmayı, kuralları öğrenebilmekleri için daha erken başlanabilir. Her çocuk için bu yaş değişmektedir.
 
Aileler kreş seçerken nelere dikkat etmelidir?

 
Okul seçiminde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, binanın güzelliği ve sosyal faaliyetlerden ziyade öğretmenin doğru seçilmesi. Çünkü çocuğunuz ilk okul deneyimini seçtiğiniz öğretmenle eğitim görecek. Veli-öğretmen iletişimine açık bir öğretmen mi, alandaki tecrübesi nasıl bunlar önemli kriterler. Öğretmenin hangi materyalleri kullandığı, nasıl bir eğitim yöntemi izlediği, görsel öğrenmeye önem verip vermediği de dikkat edilmesi gereken diğer hususlardan. Ayrıca kurumun temizliği, yemeklerin nasıl piştiği önemli kriterlerden biri.
 
Bunların dışında okul idaresinin iletişimi konusunda bilgi sahibi olmak gerekiyor. Öğretmen ve idare dışında, okulun çocuğun evine yakın olması da tercih nedeni. Öğretmen, idare kriterleri sağlandıktan sonra da sosyal faaliyetleri araştırarak çocuğunuz için doğru okula karar verme sürecini tamamlayabilirsiniz.  Türkiye şartlarında devlet okullarında dikkat edilmesi zor olsa da bir diğer önemli nokta ise; sınıf mevcudu. Eğer şartlarınız uygunsa sınıf mevcudu çok kalabalık olmayan bir sınıfta çocuğunuzun eğitim görmesini sağlayın.
 
Özellikle 2-3 yaş arasındaki çocukların tüm gün kreşte olmalarının psikolojik açıdan bir sakıncası var mıdır?

 
2 yaşında bir çocuğun tüm gün kreşte kalması onun için zor olabilir. Ancak oyun grubuyla başlanıp önce yarım güne sonrasında tam güne çıkarılan bir alışma dönemi sonrasında çocuk buna hazır ise şartlar değiştirilebilir. Bu durumda annenin ya da bakım veren kişinin çocuktan ayrılmaya hazır olup olmaması da önemli bir faktör. Çünkü ayrılamayan çocuk gibi görünse de ayrılmayan çoğunlukla anneler oluyor.
 
Çocuğun kreşe gitmek istememesi, annesinden ağlayarak ayrılması durumunda ailenin tutumu ne olmalıdır?

 
Okula başlamadan önce okulun nasıl bir yer olduğu konusunda sağlıklı bilgiler doğru şekilde verilirse; alışma süreci düzgün şekilde gerçekleştirilirse böyle bir ihtimal çoğunlukla gerçekleşmez. Ancak belli bir süre sonra kurallar ve rutinden sıkılan çocuk ağlayarak ebeveyni kullanmak istemeyebilir. Bu durumda ebeveynin kararlı olması ve tutarlı davranması önem taşımaktadır. Bir kere pes ederse ardından yeniden çocuğu alıştırmak oldukça güçleşir.
 
Normal kabul edilen belli bir alışma süresi var mıdır? Bu süre aşıldığında ve çocuk halen kreşe-gitmek istemediğinde bir uzmandan yardım almak gerekir mi?

 
Alışma süresi çocuktan çocuğa değişiyor. Doğru şekilde uygulanan bir alışma süreci 1 hafta-10 gün arasında tamamlanır. Ancak uzun süren tatiller sonrası gerilemeler de görülebilir. Çocuk alışmadığında yada ağladığında değil bu süreçte bağlanma sorunu ve ebeveyn ilişkilerinde sorun var ise; bir uzmandan destek almak faydalı olacaktır.

 

Kaynak: http://www.anneysen.com/3-6-yas/anaokulu/cocugunuzu-krese-ne-zaman-gonderebilirsiniz–1003.aspx

Uzman Psikolog Çağla Tuğba Dortluoğlu ile Ergenlik Dönemi hakkında röportaj: 

1) Merhabalar Çağla Hanım, öncelikli olarak PsikoMedya olarak bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkürler, sizi tanıyabilir miyiz? 

2002 yılında Maltepe Üniversitesi Psikoloji bölümünü burslu olarak kazandım. 2005 yılında Erasmus Öğrenci değişimi programı ile Maltepe Üniversitesi'nden bu program ile eğitim görme hakkına sahip ilk öğrencilerden biri olarak Polonya'ya giderek  Warsaw School of Social Psychology’de (SWPS) bir dönem eğitim gördüm. Mezun olduktan hemen sonra 2006 yılında Başarı Bursu ile Maltepe Üniversitesi Klinik Psikoloji Programına kabul edildim ve 2009 yılında  “7-10 Yaş Arasındaki Hafif Düzeyde Zihinsel Geriliği Olan Çocuklarda Sözel Zeka, Anne-Baba Tutumları ve Davranışsal Dinamikler Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi" adlı tezimle mezun oldum.  MBH International’da Eğitim Sorumlusu olarak bir süre görev yapmıştım. 10 ay süreyle de özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışmıştım. Çapa Tıp Fakültesi Psikoloji Laboratuarında 2 yıl süreyle Volonter olarak çalışmıştım; bu süre zarfında Çapa’da Rorschach ve Objektif Testler Eğitimi aldım. Prof. Dr. Mehmet Sungur’dan aldığı “Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarında Kognitif Davranışçı Terapi Eğitimi”ni, Prof.Dr. Mücahit Öztürk’ten ve Doç.Dr. Osman Sabuncuoğlu'ndan “Çocuk ve Ergenlik Dönemi Ruh Sağlığı Eğitimi” ni ve Uzm. Dan. Psk. Filiz Çetin’den Çocuk Merkezli Oyun Terapisi Eğitimini tamamladım. 2006 yılından beri Psikolojik Danışmanlık Merkezinde Çocuk Psikoloğu olarak çalışmaktayım. Özellikle çocuklara objektif ve projektif testler uygulamakta, çocuk ve ergen danışmanlığı yapmaktayım "İş ve Özel Yaşama Psikolojik Bakışlar” (Epsilon, 2008) isimli kitapta “Uyku ve Uyku Bozuklukları Bağlamında Performans ve Motivasyon” isimli bölümü ve "Okul Öncesi Çocuk ve …" (Nobel,2011) isimli kitapta "Okul Öncesi Çocuk ve Öğrenme Güçlüğü" isimli bölüm yer aldı. Ayrıca  2 adet kitap bölümü de bu yılın sonuna kadar yayınlanacak. Halen  psikolojik danışmanlık merkezleri bünyesinde çocuk ve ergen danışmanlığı yapmakta, Türkiye Hastanesi’nde danışanlarını kabul etmekte, özel bir anaokuluna ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarına özellikle çocuk psikolojisi ve aile dinamikleri konularında danışmanlık yapmakta ve seminerler vermekteyim. Radyo programları, televizyon programlarına katılıp aile ve çocuk gelişimi konusunda bilgiler vermekteyim.  

2) Üniversite yıllarında Psikoloji Öğrencileri için büyük bir tercih,  psikolojinin hangi alanında tercih yapacağına karar vermek… Siz bu alanı neden seçtiniz? 

Her çocuk dönüşümü hak eder. Bir çocuğu eğitmek o ülkenin kaderini belirler, düşüncesiyle başladım çocuklarla çalışmaya. Çocuklarda var olan sorunları düzeltebilirsek, onlar sağlıklı yetişkinler ve sağlıklı ebeveynler olur diye düşündüm. Ayrıca çocuklar olduğu gibidir, ebeveynden ne görürse onu yansıtan aynalara benzer. Yetişkinler dünyasındaki yalan, aldatma ve bir şeyler saklama gibi olgular onların dünyasında çok fazla olmuyor. Hem bu yüzden hem de çok hızlı ilerleyebildiğim için çocuk ve ailelerle çalışma kararı aldım. Çok da memnun ve mutluyum onlarla olmaktan. Bu seçimi pek çok farklı alanda staj yaparak seçtim. Nerede olmanız gerektiğine karar vermek için, nerede olmak istemediğiniz görmeniz gerekiyor. 

3) Kısaca ergenlik döneminde olan bir gencin duygu durumundan bahsedebilir misiniz? Çocukluktan ergenliğe geçişte değişen en büyük duygu değişiklikleri nelerdir? 

Ergenliğin başlarındaki büyümenin hızlı oluşu, biyolojik-cinsel değişmeye eşlik eden hormonal salgılar buluğda ve onu izleyen yıllardaki ergenin hem duygularında, hem de davranış ve tutumlarında belirgin farklılıklar sergilemesine neden olur. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir: Duyguların Yoğunluğunda Artış: Ergenlikten başlayarak ergenin duygularının yoğunluğunda artma olur. Artan duygululuk ve coşku hali ergende duygularını dışa vurma ve ifade etme ihtiyacını doğurur. Olumsuz duygular el, kol hareketleri, yüz ifadesi ve bağırma gibi sözlü ve sözsüz davranışlarla dışa vurulurken, heyecan, coşku ve karşı cinse yönelik duygular şiir veya öykü yazma, hatıra defteri tutma aracılığı ile kağıda yansıtılır. Duygularda İstikrarsızlık: Ergenin duygusal tepkileri düzenlilik göstermez. Hem duygusal durumlarının değişim hızı çabuktur, hem de duygularında istikrarsızlık vardır. Ergenin aynı olaya bir gün ara ile gösterdiği tepki değişik olabilir. Çocukluktaki gibi olmasa da duygusal durum çabuk değişir. Ergenlerin duygularındaki değişmelerin hızında ve düzensizliğinde bireysel farkların etkisi hatırlanmalıdır. Mahcubiyet ve Çekingenlik: Ergenlik öncesinden başlayan ve ergenlikte de devam eden çıplak görünmekten utanma ve mahçup olma ergenlerde oldukça yaygın bir duygu durumudur. Adeta vücutlarını saklamak istemektedirler. Anne-babası tarafından baskıcı bir şekilde yetiştirilmiş çocuklarda çekingenlik ve mahcubiyet kalıcı bir özellik olarak ergenlikte de devam eder. Aşırı Hayal Kurma: Biyolojik-cinsel gelişme, duygululuktaki artış ve zihinsel gelişme, ergenlerin akıllarından geçirdiklerinin yoğunluğunu ve niteliğini de değiştirir. Ergen hayal kurma yolu ile arzularını düşüncelerine yansıtır. Hayal konusu geleceğe yönelik tasarılar olabileceği gibi, gerçekleşmesini istediği herhangi bir isteği de olabilir. Hayalin içeriği genellikle karşı cinse yönelik düşüncelerdir.Tedirgin ve Huzursuz Olma: Bu duygu ergenin karşı karşıya kaldığı stres uyaranlarının etkisine göre ve uyaranları algılayış biçimine göre değişmektedir. Biyolojik-cinsel ve bedence gelişmenin getirdiği yeni duruma alışma çabaları buna neden olabileceği gibi, akranları ve yetişkinlerle olan sosyal ilişkilerde aksamalar veya bir isteğinin engellenmesi de huzursuzluk doğurabilir.Yalnız Kalma İsteği: Ergenlikteki bir kız veya erkek zaman zaman başkalarından uzaklaşmak, kendisi ile baş başa kalmak istiyor gibidir. Anne-babanın ve arkadaşların beraber olma isteğini reddedip içe dönebilir. Adeta vücudunda olup bitenlerin bir muhasebesini yapmak onları gözden geçirmek ve yeni duygularına alışmak istemektedir.Çalışmaya Karşı İsteksizlik: Hızlı büyümenin olduğu dönemde ergenin bir miktar durgun olduğu zamanlar vardır. Çalışır veya oyun oynarken yorulur ve çalışmaya karşı daha az isteklidir. Vücut enerjisi adeta büyümeye harcanıyor gibidir. Çabuk Heyecanlanma: Ergen yeni bir durumla karşılaştığında, bu kendisi için alışık olmadığı bir durumsa heyecanlanıp korkabilir. Heyecan dengesi tam oluşmadığı için duyguların kontrolü zordur. Çoğu ergen heyecan verici durumlar karşısında kolayca kızarabilir. Kızarma ergende korku yaratan istenmedik bir durumdur. Heyecanların kontrolü öğrenme ile kazanılır. 

4) Ülkemizdeki ergenlik öncesini kapsayan eğitim programları hakkında ne düşünüyorsunuz? Liselerde bu konu hakkında eğitim veren kurum çok az sayıda bulunmakta… 

Ülkemizde ergenlik konusunda yeterli eğitim maalesef verilmiyor. Bu okuldaki rehber öğretmenlerin iş yükünün fazla olmasıyla da paralel. Ama olaya diğer boyutuyla bakılacak olursa aileler daha duyarlı diyebiliriz. Aileler artık daha fazla okuyor ve bilgi talep ediyor. Bu konuda yararlanabilecekleri eskiye göre daha çok kaynak var. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ergenlik konusunda bilgilendirme amaçlı kitapçıklar hazırlıyor ve pek çok belediye de ücretsiz seminerler düzenliyor. Bunlar devamını beklediğim güzel gelişmeler. 

6) Ergenlik döneminde 'rol-model' rol alınan kişi ne derece önemlidir? Böyle birinden bahsedebilir miyiz yoksa bu kişiden kişiye değişen bir kavram mıdır? Her gencin bir rol modeli var mıdır? 

Ergenlik döneminde birey hem cinsini model alarak büyür. Eğer boşanmış anne baba söz konusu ise model alınan kişi aileden bir akraba, bir dizi karakteri ya da bir sanatçı olabilir. Sosyal hayatı çok fazla olmayan bir çocuk en yakın arkadaşının ebeveynini yada akrabasını da model alabilir. Her genç birey kendisi için idealize ettiği kişi rol model olarak alabilir. Bu noktada ailelerin söyledikleri ve davranışları tutarlı olmalı. Örneğin sigara içmek kötü bir şey dedikten sonra günde 2 paket sigara içen bir baba haliyle iyi bir rol model olmayacaktır. 

7) Bu dönemde aile ile neden bir çatışma içerisinde olunur? 

Bu çatışmanın kaynağında aslında biyolojik değişimlerin büyük ölçüde katkısı var. Ayrıca bu dönemde anne babalar bireyin kendilerinden ayrıştığını / büyüdüğünü kabul etmekte zorlanırlar. En büyük çatışma bu noktada yaşanır. Birey yalnız kalmak ister, müzik dinlemek, bilgisayarında yada telefonunda daha çok zaman geçirmek ister. Aile bunu bizden uzaklaşıyor diye yorumlar. Aslında birey kendine ait bir alan yaratıyordur. Arkadaşların söyledikleri ve yaptıkları ailenin söyledikleri ve yaptıklarına göre daha değerli hale gelmeye başlar. Bu sürecin en belirgin özelliği olmasına rağmen ailenin kabullenmesi oldukça güçtür. Ailenin çocuğa güveninin yanında çevreye olan güvensizliğinin artması bireyin hayatına daha katı kuralların girmesine neden olur ki bu da çatışmaların temel kaynaklarındadır. 

8) Medyanın gençlere ve çocuklara etkisi üzerinde etkisi olumlu/olumsuz ne düşünüyorsunuz? 

Medyada yer alan pek çok figür ticari kaynaklı olduğu için pedagojik alt yapısı düşünülmeden sunulmaktadır. Çizgi filmlerden, dizilere kadar var olmayan dünyalar varmış gibi gençlere sunulmaktadır. Bu durum bireyin gerçek algısının bozulmasına ve çevre ile çatışma yaşamasına neden olmaktadır. Ergenlik döneminin temel gelişimsel özelliği kimlik oluşturmaktır. Kimlik oluşumu özdeşleşme ile başlar. Genç çevresinde gördüğü, beğendiği, etkilendiği değerli saydığı kişileri model alır, onlarla özdeşleşir. Gencin özdeşleştiği kişiler öğretmeni, annesi, babası, arkadaşı, sevdiği sanatçılar, roman kahramanları olabilir. Genç, bu kişilerin giyim tarzlarını, konuşmalarını, tavır ve davranışlarını taklit eder, bu anlamda onlarla özdeşleşir. Bu aşırıya kaçmadıkça doğal bir süreçtir. Televizyon dizilerinde karakterler de çoğu zaman da özdeşim öznesi olabilir. Kendisinde olmayan özellikleri büyülü dünyada görüp etkilenmesi çok büyük ihtimaldir. Bu durum çoğu zaman ergenin aile ile çatışma içine girmesine ya da kendi içinde gel-gitler yaşamasına neden olabilmektedir. Dizilerde pek çok önemli manevi kavram değersizleştirilip; maddenin değerli olduğu gösterilmektedir. Bu değersizleştirmenin daha ileri boyutu ise çocuklarda ve ergenlerde kimi zaman gerçek algısının kaybolması. Bununla ilgili pek çok örnek yazılı basında yer almıştır. Kendini çizgi film karakteri (pikachu) zannederek camdan atlayan çocuk, 3 kişi bir araya geldiğinde Selena’yı çağırabileceğine inanan çocuklar ya da bir krem sürerek birçok yeteneğine, zekasına, başarısına rağmen daha güzelleşebileceğine inanan genç kız. Bu tarz yayınlar sonrasında çocuk-ergenlerde pek çok ruhsal sorun ortaya çıkabiliyor. Yetkililerin bu anlamda uzmanlarda profesyonel danışmanlık almasının faydalı olacağı kanaatindeyim. Çünkü en kötü sosyo-ekonomik düzeye sahip ailenin evinde bile televizyon var. 

9) Genç yaştaki gençlere yardımcı olmanın zorlukları var mı? Ergenlik en zor dönemlerden biri olduğundan iletişim kurmada zorluk çektiğiniz anlar oluyor mu? 

İletişimde en temel durum güvendir. O güveni sağladığınızda genç yetişkinle rahat iletişim kurabiliyorsunuz. Ailesiyle konuşmakta zorlandığı ve paylaşmadığı şeyleri size aktarabiliyor. Diğer önemli husus ise ulaşılabilirlik. Yoğun çalışan ebeveynlere göre ergen size ufak da olsa bir sorunda size ulaşmak istiyor. Bu konuda olumlu yaklaştığınız vakit iletişiminiz de oldukça rahat oluyor. 

10) Son olarak ergenlik döneminin daha sakin ve durgun geçmesinin başında gelen çocukluk döneminde çocuğun iyi ve ya kötü yetiştirilmesi ile alakalısı var mıdır? 

Ergenlik döneminin sakin ve huzurlu geçmesinde anne-baba tutumlarının tutarlı olması önemli. Çocuğu yetiştirirken dikkat edilmesi gereken temel unsurlara dikkat etmek çok önemli. Çocuklar bir şeye sahipse ikincisini almak için beklemelerini sağlamaları Onlara göreve sorumluluk vererek bireyselleşmelerine katkı sağlamaları Anne ve babanın çocuk yetiştirirken tutumlarında tutarlı olmaları çocukların gözü önünde birbirlerinin otoritelerini sarsmamaları anne-babanın çocuğun eğitiminde dışarından müdahalelere izin vermemesi çocuğu yapmış olduğu iyi davranışlarda olumlu pekiştireçler kullanarak ödüllendirmesi çocuğunu dinlemesi ve ona kaliteli zaman ayırması faydalı olacaktır.
 

Zamanınız ve bilgilendirmeleriniz için çok teşekkür ederiz.  

Rica ederim, benim için keyifti. 

 

Kaynak: http://www.psiko-medya.com/2012/11/roportaj-uzman-psikolog-cagla-tugba.html